Serhat Kahraman ile Söyleşi

Okuyucuların sizi daha iyi tanıyabilmesi için bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

Serhat KAHRAMAN: Evvela sizi ve kıymetli “ www.meselemiz.com” okurlarını en kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum. Okuyucularımızın; yazılarını takip ettikleri kişileri  “yazılarından ziyade” az da olsa bu tür söyleşilerde tanımalarında fayda görüyorum. Ki şahsım genel olarak muharrirleri biraz da bu tanımışlıkla değerlendirmeye tabi tutan bir yapıya sahibim.

Evet! Kendimizden bir nebze de olsa bahsedecek olursak; aslen Çankırılı olup, şu anda Ankara’da ikâmet etmekteyim ve evliyim; özel bir şirketin satın alma sorumlusu olarak vazife yapıyorum şu anda… 30 senelik ömrünün takribi 11 senesini Anadolu’nun her biri birbirinden güzel köylerinde geçirdim. Tabi bu 11 sene bizim çocukluğumuza dair, hatıralarla doludur. Meslekleri itibariyle, bu hatıralara vesile olan şahsiyetler ise; muallim olan kıymetli annem ve babamdır. 

Ülkü Ocakları ile 2000'li yılların öncesine dayanan bir geçmişiniz var. Teşkilat bünyesindeki görev ve çalışma dönemleriniz hakkında bizlere söylemek istedikleriniz var mı?


Serhat KAHRAMAN: Ülkü Ocakları’yla tanışmam 1994’te ortaokul sıralarındayken oldu. Biz bu tanışmadan çok memnunuz, Allah vesile olanlardan gani gani razı olsun. Âmin.

2002’den 2011’in 8 Nisan’ına kadar yönetimlerde naçizane vazife yapmış bir kardeşinizim. Karınca kararınca elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettik. İnşaAllah gönüllere az da olsa yarar sağlayabilmişizdir. Bu vesileyle, beraber vazife yaptığımız bütün Ülküdaşlarıma da selam olsun.
“Şurda şu kadar iş yaptık, burada bu kadar mücadele ettik” kabilinden cümleler kurmak bana ters geliyor, bu tür çıkışlar nefsimizi ayaklandırabilir. En azından ben şahsım adına, böyle bir tedbir almayı uygun görüyorum.
Biz bu yüzden, “gerekeni yaptık ve yapmaya da gayret ediyoruz” demekle yetinelim.
Zaten hakkımızda kısa bir araştırma yapanlar, hangi yıllarda nerelerde bulunduğumuz bilgisine ulaşırlarsa; aynı zamanda nerelerde, ne vazife yaptığımızı da öğrenmiş olurlar.

MHP'nin iktidarda olmasa dahi Türkiye gündemini belirleyebilecek bir yapıya sahip olduğunu düşünüyor musunuz? MHP'nin genel durumu, Türkiye'yi de etkiliyor mu sizce?

Serhat KAHRAMAN: Evet, kesinlikle Milliyetçi Hareket Partisi ve onun sahibi olan Ülkücüler, siyaseten iktidar olmasa dahi Türkiye’ye kattıkları “iyiye dair her şeyle” gündemi belirleyecek kuvvetli kadroların mümessili konumundadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin güç kaybetmesi, daima Türkiye’nin aleyhine olmuştur ve olacaktır. Çünkü, Ülkücülerin yegane partisi olan Milliyetçi Hareket Partisi kadrolarıyla ne olursa olsun bu ülkenin sağlam damarı konumundadır. Bu hayatî damarın zarar görmesi, Türkiye’yi zor’a sokar ki; hiçbir Ülkücü bunu istemez.

Genel olarak; Ülkü Ocakları'nın gerek gündem, gerekse sıklet merkezi(=burada Ülkü Ocaklarının il başkanlıklarını, ilçe başkanlıklarını kasdediyorum yani teşkilatlanma ve gençlere ulaşma) çerçevesinde yapması gereken hususlar sizce nedir?

Serhat KAHRAMAN: Ülkü Ocakları çok hassas bir konu ve Ülkü Ocakları da bünyesinde çok hassas insanları barındırıyor. Bu hassasiyet sahibi yiğid gönüller, mukaddesatlara sahip çıkıyor ve maziden atiye sağlam bir köprü inşa etmeye gayret gösteriyorlar. Tabi bunu söylerken biz genel bir durumdan bahsediyor veya genelde de olması gereken durumu ifade ediyoruz. Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı, Milliyetçi Hareket Partisi’ne sağlam kadrolar yollamakla da mükellef, bunu da es geçmemek lazım!
Ülkü Ocakları ciddi bir eğitim merkezi. Genç nesilleri bilhassa lise dönemlerinden başlamak suretiyle ocaklara çekmenin bir çok yöntemi var. Bunlardan birisi, Ülkücü öğretmenlerle kurulabilecek irtibat ile ocaklarda bir dershane sisteminin getirilmesi ve bunun bir an evvel genel teşkilatlara yayılması olmalıdır. Bunu bazı teşkilatlarımızın kısmen de olsa yaptığına şahid oldum ve gayet başarılı olduklarını da bizzat gördüm. Tabi gerekli şartların da temini es geçilemeyecek önemli bir noktadır.
Böyle bir sistemi getirmek, hem ocağa çocuğunu yollayan ailenin ilgisini çekecektir, hem de çocuğun okul hayatında başarılı olmasını sağlayacaktır. Burada Ülkücü öğretmenlerimize elbette büyük sorumluluk yüklenmiş olacak, onlar da büyük bir fedakârlığın altına imza atacaklardır, atmalıdırlar.
Ailelerinin “MHP ve Ülkü Ocakları”na karşı sert tavırlarına rağmen Ülkü Ocakları’na akın eden gençlere şahidiz. Bu gençlerimizi oraya çeken bir kuvvet var. Biz bu kuvvete “OCAK RUHU” diyoruz. Ocaklı olan kardeşlerimiz ve ağabeylerimiz çok iyi bilirler ki, o çatı altına gelen gençlerin; hâl, hareket ve tavırları kısa sürede olgunlaşır hale gelir. Bu şahsî kanaatime göre, mazisi çileli mübarek hareketin şehidlerinden gelen bir ruhî kuvvettir.
Ülkü Ocakları’na gençleri çekmenin bir çok yolu var. Bunları zamanla paylaşabiliriz, yazılarımızda; biz sadece dikkate değer olduğunu düşündüğümüz ve uygulanması çok zor olmayan bir yöntemi aktardık; fakat bunların yapılabilmesi için gerekli şartların da temini hususunu hatırlatalım.
Konu uzar gider ve bunlar bizim hassasiyet göstermemiz gereken konular olduğu için, biz de yazdıkça yazarız; amma okuyucular sıkılabilir…
Hülasa; Ülkü Ocakları’nı ve Ülkü Ocaklıları severim… Zaten ben de onlardan biriyim, elhamdülillah.

Kaç yıldan beri yazılar yazıyorsunuz? Yazı kaleme alırken dikkat ettiğiniz noktalar var mı? İlk yazınızı, bu gün okurken neler hissediyorsunuz?

Serhat KAHRAMAN: Takribi 10-11 senedir bilhassa; gündem, fikir ve siyasi yazılar yazmaya çalışıyorum. Yazılarımı kaleme alırken daima “BİRLİK RUHU”nda buluşturucu, fitneye sebebiyet vermeyecek, “sağa sola” çekiştirilemeyecek yazılar yazmaya gayret ediyorum; bu da zaman zaman keskin ifadelerle dolu bir yazı ortaya çıkarıyor.  Siz ne kadar hassasiyetli davranırsanız davranın elbette bazı “kasıtlı tipler” mutlaka sizin yazdıklarınıza veya söylediklerinize “kulp” takmaya gayret edecektir. Biz de buna göre tedbirler almaya gayret ediyoruz yazılarımızda…

Yazılarda dikkat etmeye çalıştığım diğer bir konu, mutlaka imlâdır. İmlâ hatalarıyla dolu bir yazı yazmamaya gayret ediyorum. Bunda ne kadar başarılıyım, bilemiyorum.
10-11 sene önce yazdığım yazıları okuduğumda, bu yazılarımı tebessümle karşılıyorum. Zira, çoğu ciddi bir acemilik ürünü… Muharrirler ve şairler; yazı, şiir konusunda arayı fazla uzatmamalıdırlar. Arayı fazla uzatırlarsa, kalemleri dumura uğrayabilir. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ara ne kadar uzarsa, yazı kabiliyetleri o kadar düşer. Ama sürekli kendilerini geliştirerek yazmaya gayret ederlerse, kendilerinin bile şaşıracağı yazılar kaleme almaları pek doğaldır.

Bir de sizin şair kimliğiniz var. Bildiğimiz kadarıyla birçok zat'a taş çıkartacak derecede şiirler kaleme aldınız. Şiir yazmanıza vesile olan olay nedir? Bu hususta okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

Serhat KAHRAMAN: Estağfirullah! O sizin bize olan muhabbetî bakışınızın yansımasıdır… 2007 yılının Ekim’in ilk haftası gerçekleşen terör saldırısı sonucunda 2 günde 15 şehid verilmesi bu şiir mevzuunda beni ateşleyen durum oldu. Benim en hassas olduğum konudur diyebilirim bu konu veya konular… Hatta yazdığım şiirlerdeki sert söylemlerim sebebiyle “fıttırdı, delirdi, çıldırdı” diyen arkadaşlarımız bile olmuştu, bize ulaşan okurlardan da bu yönde mesajlar gelmişti. Zaten ilerleyen zamanda “Delî” mahlasıyla bize mukabelede bulunan arkadaşlarımız da oldu. Biz de buna kaygısız kalmadık ve bu mahlası şiirlerimizde azamî kullanmaya gayret ediyoruz. Karşı cenahtakilerin de tehdit ve hakaretlerine zaman zaman maruz kaldığımız oluyor. Fakat, tehditlere papuç bırakacak değiliz!...
Şiire dair aslında ben 1998’den beri çalışma halindeydim, fakat dediğim gibi 2007 yılının Ekim’in ilk haftasından itibaren şiire dair bakış açım daha bir farklı oldu.

Şahsıma dair bu bilgilerin haricinde, şiire ve şaire önem vermemin aslında başka bir sebebi daha var. Maalesef pek okuyan bir toplum değiliz, bu da gelişmeyi değil gerilemeyi beraberinde getiriyor; gerileme de hiç şüphesiz “öz”de değişimin habercisi! Ben buna daima karşı çıktım, yani “öz’den ıraklaşmaya”… Karşı çıkmaya da devam edeceğim. O yüzden “gelişmeye evet, değişmeye hayır” diyenlerdenim. Öz’e sadık kalmak esas davalarımız arasında yerini almalı.
Takribi 10 senedir bilhassa internet sitelerinde yazılar yayınlıyorum. Tabi bunlar konulara göre bazen uzayabiliyor, açıklayıcı olması ve akıllarda kalmasını istediğim için…
Lâkin bir müddet sonra, ya okumayan veya okuyunca hemen sıkılan bir kitleyle karşı karşıya olduğumu fark ettim. Bu sebeple bazı meselelere “şiir” yoluyla da karınca kararınca özetle de olsa değinmeyi yeğledim. Bu şahsım için bir yöntem haline geldi, diyebilirim. Şayet illa değinmek istediğim bir husus varsa, bunu 1-2 sayfalık yazılardan ziyade şiirle de ifade etmeye gayret ediyorum.

Bunların haricinde 2007’den 2012’in son demlerine kadar 65’in üstünde şiir seslendirmesine de imza atmış bulunuyorum. Bunlara şiir ve şair sitelerinden ulaşmak mümkün. Bazılarına arkadaşlarımız “video”lar yaptılar. Bunlara da genel olarak “youtube”den ulaşmak mümkün. Bu seslendirmeler gün geçtikçe kaliteli hale gelecek ve gelmeli, aynı yerde debelenmenin hiçbir manası yok; biz gelişmeye açık olmak durumundayız… Şu sıralar üstünde çalıştığım bir program var ve bu programla seslendirmeler daha kaliteli oluyor, dinleyicilerimizden de olumlu tepkiler alıyoruz. Sosyal paylaşım sitesi olan “facebook”ta da “Delî” adlı bir sayfamız var. Dileyen arkadaşlar buradan da bizim şiir ve seslendirmelerimizi takip edebilirler. Bu seslendirdiğimiz şiirlerde seçici davrandık ve hem günümüz şairlerinden, hem de Hakk’ın rahmetine kavuşmuş şairlerden şiirler seslendirmeye gayret ettik.
Tabi şiir yazmamız şair olduğumuzu, şiir seslendirmemiz iyi bir yorumcu olduğumuzu ve yazı yazmamız da muharrirlik iddiasında olduğumuzu göstermiyor… En azından ben böyle bir iddiada bulunmuyorum.

Hem şiir, hem yazı kaleme alıyorsunuz. Kütüphaneniz bir hayli geniş olmalı... Örnek aldığınız başlıca fikir adamları ve beğendiğiniz kitapları bizimle paylaşır mısınız?

Serhat KAHRAMAN: Evet, kütüphanem geniş(!) O kadar geniş ki… Arkadaşlara dağıtmaktan elimde pek kitap kalmadı. Sağ olsun arkadaşlarımız da aldıkları kitapları pek geri getirenlerden değiller. Neyse ki, okuyorlar da biz de bununla avunuyoruz. Eşimle ilerleyen zamanda evimin bir odasında mutlaka kütüphane oluşturacağız. Bunun hazırlıklarını da yavaş yavaş yapıyoruz.
Misal aldığımız, duruşundan etkilendiğimiz fikir ve dava adamlarımız var elbette. Bunlar, Ülkücü Hareket’in pek yakinen tanıdığı isimler. Tekrar etmeye lüzum görmüyorum. Ülkücü Hareket’te kim sabitliğini korumuş ve Ülkücü Harekete kim sahip çıkmış, çıkmaya da devam ediyorsa onlar benim ilgi alanımdadırlar “fikir” babında!...

Günümüzde oldukça sık kullanılan , neredeyse insanların vakitlerinin büyük çoğunluğunu harcadığı sosyal mecralar (facebook, twitter) hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Serhat KAHRAMAN: Bu konu hakkında çok yazılar yazıldı. Kimi olumlu yönlerine, kimi de bu yapının olumsuz yönlerine değindi. Bize göre; elbette olumlu ve olumsuz bir çok yapıyı bünyesinde barındırıyor bu “sanal sosyal mecralar…”
Bu sosyal paylaşım mecralarındaki en büyük tehdit unsuru bana göre, müthiş bir bilgi kirliliğini bünyesinde barındırması ve kitaplardan ırak hayat süren insanların ise bu bu bilgi kirliliğinden en ileri derecede beslenmeye yeltenmesi…
Bu beslenme alışkanlığından derhal insanlar uzaklaşmalı ve tekrar kitaplara dönmeli.
Ayrıca; günde takribi 20 saatini mübalağasız sosyal paylaşım sitelerinde yani “sanal sosyal mecralar”da geçirenler görüyorum. Bu çok yanlış bir durum! Adam ekmek yemiyor, su içmiyor; eşi ve çocuğu hastalansa ilgilenmeyecek bir ruh yapısına bürünmüş… “Dur şunu halledeyim de hatun…” diyerek bilgisayar adlı meredi öncelikleri arasına alma saçmalığında sabitlenmiş! Halbuki kadıncağız belki orada can çekişiyor! PES DOĞRUSU!
Tabi burada Sanal Ağ’ın suçu yok; suç yine insanda… Bir yeri nezih yapan da, o yere necaset bulaştıran da insan değil mi?...

Olumsuz yönlerinin yanında, olumlu yönleri de şüphesiz bir gerçek olan bu sosyal paylaşım siteleri büyük bir bilgi küpü olarak gözümüzün önünde; bunu da inkâr edemeyiz. Bu bilgi küpünü, oralara zamanla bilgi yükleyen insanlar inşa ettiler.  Bu yapıyı iyiye dair kullananlar ve az evvel verdiğim kötü misali ellerinin tersiyle itip, muvazeneli bir hayatı tercih edenler ise yanlış adım atmamak ve insanları kötüye sevk etmemek için gayret sarf ediyorlar; bunu da görmüyor değiliz… Bu uzun bir mevzu, biz kısaca değinmiş olalım.
İletişim araçları insanlık tarihinde her zaman önemli bir yere ve öneme sahiptir. İnşaAllah yararlı işlere imza atmak adına bu yerler (yani, sosyal paylaşım siteleri) kullanılır.

Bize vakit ayırıp böyle güzel bir söyleşi imkanı sağladığınız için teşekkür ederiz. Son olarak okurlarımıza söylemek istedikleriniz nelerdir?

Serhat KAHRAMAN: Ne demek, estağfirullah. Asıl bu imkânı bize sunduğunuz için ben teşekkür ederim.
Yapıcı eleştirinin her türlüsüne açık bir yapıya sahibim. Bu sebeple, şahsımı eleştirenler dahil olmak üzere bütün okurlarımızı Allah’a emanet ediyor, kendilerini daima “vasat” tartışmalardan ırak tutmalarını bilhassa rica ediyorum. Vasat tartışmalar daima vakit kaybıdır… Merhum Başbuğum Alparslan TÜRKEŞ’in şu sözüyle sözlerimi sonlandırıyorum: “NE OLDUĞUMUZU ANLATMAKTAN, NE YAPACAĞIMIZI ANLATAMADIK.”