Caner Çetin ile Söyleşi

Okurların siz muharrirleri biraz daha yakından tanıyabilmesi için bir dizi söyleşi tertip etmiş bulunuyoruz. Bu muharrirler arasında mahir bir kalem olarak göze çarpan siz Caner ÇETİN'i de okurlarımıza bir nebze tanıtmak isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Caner ÇETİN:   İlk önce Yüce Allah'ın selâmı üzerinize olsun. Çok teşekkür ediyorum. Almanya'da, 1991 yılının 2’nci ayın 18'inde Nordraynwestfalya eyaletinin Wermelskirchen adlı şehrinde dünyaya gelmişim. İlk yıllarımda Kindergarten denilen anaokula gittim. Ardından ilkokul, ve ortaokul olan Realschule'yı, ki 3 çeşiti vardır aslen -Hauptschule, Realschule ve Gymnasium- bitirdim. Lise 3 ve 4'e eşit olan, ve burada Meslek Koleji (veya lisesi) diye geçen okula başladım akabinde. Burada Teknik/Metal üzerine okudum. Zira Realschule'da iken, bilgisayar sistemlerine merakım var iken, sonraki yıllarda fikrim değişti ve tekniğe merak sarmıştım. Böylece bu meslek kolejini bitirerek, Üniversite okumaya hak kazandım. Allah'a hamd olsun. Şu an makina mühendisliği okumaktayım.

 www.meselemiz.com  ile nasıl tanıştığınızı sorsak ve bize yazı yazmaya karar veriş sebep veya sebeplerinizi anlatır mısınız desek?


Caner ÇETİN: Evet; Sencer Yabgu adlı kardeşimiz bana 2011 yılının son aylarında Meselemiz.com'da yazarlık yapma teklifini sunmuştu. Böylece site ile tanışmış oldum. Belirli bir süre düşünüp karar kıldıktan, yönetimde olan büyüklerimizde kabul ettikten sonra yazar kadrosu ile tanıştım ve yazmaya başladım. Sebeplere gelince; Peygamberimiz, ilmi bir hazineye benzetip kişiye özel 'servet' gibi yığılması, yani bir 'yerlerde' birikmesi değil, insanlar ile paylaşılması gerektiğini vurgulamış ve buyurmuştur. Bende böylece öğrenmiş olduğum ilmi, bildiğim doğruları paylaşmak istedim ve böylece bu güzel daveti kabul ettim.

Bir kaç şiir çalışmanızın olduğunu öğrendik, şiire ve şaire bir ilginiz var sanırım. Şiire dair bu ilginizi icraate çevirip, bu yönünüzü de insanlara duyurma durumunuz var mı şu sıralar?

Caner ÇETİN: Evet, doğrudur ilgim var, hatta bir yerde de küçümsenmeyecek şekilde. Hatta öyle ki, benim yazı yazmama vesile olan belkide şiirlerdir. Yazılarıma başlamadan evvel, ben hep şiir yazardım. Birçoğunu sanalağda paylaştım, bazılarını paylaşmadım ve bazılarıda kendime has olup sadece bende durur.
İlerleyen günlerde Allah'ın izniyle, bir Ağabeğimin teklifi ile şiir seslendirecek ve insanlarımızın bunlardan istifade etmelerini inşallah sağlayacağız.

Buna sevindik açıkçası. Demek, Allah nasip ederse sizleri de sesli olarak dinleme fırsatımız olacak ve şiirlerinizle de buluşacağız…
Peki artık biraz da memleket meselelerine ve fikrî konulara doğru yönelelim dilerseniz… Mesela; üstünde zaman zaman münakaşalar olan bir husus hakkında sizlerinde fikirlerini bilmek isteriz. Elbette bu sitedeki her yazar gibi, siz de Turan’ın kurulacağına dair ümidlerinizi muhafaza ediyorsunuzdur. Peki, Büyük Turan kurulurken yani kurulma aşamasında; birliğin temelini “Türk”lük mü belirlemeli, yoksa “Müslüman Türk”lük mü belirlemelidir? Yani biraz daha suali açarsak; Müslüman olmayan Türkler mi, Büyük Turan’da “birliğin temelini” oluşturmalı; yoksa dinî bir bakış açısı yerine soy olarak mı olaya bakmamız gerekir?

Caner ÇETİN: Güzel, doğru ve biraz da can alıcı bir soru. Bu durumun üzerine ilginçtir ki; düşündüm çok kısa bir süre önce… Mesele şudur ki; kanaatimce, elbette ki Türk olmanın getirdiği bir soy birliği, yani bir beraberlik söz konusudur ve bu çok doğaldır.
Velakin, ne kadar kan bağı olsa da; bu, Türklerin içinde yanlış, gerçekler ile bağdaşmayan inançların var olması, yani hayatı ve Yaratan'ı yanlış bilip, bundan dolayı da Hakk’tan uzak yaşanılması büyük bir sıkıntı ve birçok hususlarda da şirk’i, yani Yaratan'a ortak tutma inancını da beraberinde getirebilir. Bu ise toplum içindeki barışın teminine zarar verebilir.
Hakkın, yani gerçeğin karşıtı olan batıl ise budur. Batıla ise geçit vermek; küfre, zulme ve adaletsizliğe geçit vermek demektir. Bundan dolayıdır ki, egemenlik Müslüman Türk'ün elinde olmalıdır. Aksi halde, her yönden felakete düçar olmamak için sebep yoktur.
Zira şu da bir gerçektir ki; “Din” dediğimiz, değerler sistemidir. Değerler sistemi, insana Yaratan tarafından öğretilmiş olan hayat tarzıdır. Hayatta ise yanlış hayat tarzını veya tarzlarını benimsek ise, batıla taraf olmak demektir. Doğru ise, yani hak (gerçek) tektir, oda Yaratan'ın bize Kur'ân ile öğrettiği değerler sistemi, yani hayat tarzıdır. Diğerleri bunun dışında olup, batıldır, gerçek dışıdır ve insanın fıtratı ile de uyuşmazlık içindedir. Zira nasıl yaşanılması gerektiğini ancak Yüce Yaratan belirler, başkası değil.

Genel olarak, bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu durum hakkında neler söylemek istersiniz? Yurtdışında yaşayan bir Türk olarak, oradan bakınca Türkiye nasıl görünüyor?

Caner ÇETİN: Yurdumuz, millî duruş sergilemeyen, milletimizin çıkarlarını korumayan bir hükümet tarafından yönetiliyor. Ordumuzun her defasında millet gözünde düşürülmeye çalışılması, meclise yine hükümet tarafından sokulan Türk düşmanlarının siyasi kolları ve onların yandaşlarının yurdumuzda çıkardığı huzursuzluklar ve aynı zamanda onların birileri ile beraber yürüttüğü politikalar; terörün artması… Ordumuzun elinden alınan yetkiler yüzünden teröre gerekli sert karşılığın verilememesi…
Kısacası, topyekun bir gerileme ve kaos ortamı aslen var iken, bunların üstü hep örtülmeye ve böylece geçiştirilmeye çalışılıyor, ve yurdumuz gitgide daha kötü bir duruma itiliyor.
Özetle, her açıdan kötü bir durumdadır yurdumuz. Verilen tavizler, satılan yerler, köprüler, şirketler, özelleştirmeler ve sonuç olarak ortada kocaman duran bir “VERİLEN EGEMENLİK” ikazı...

Yani Türkiye dışında yaşayan bir Türk olarak bakınca siz bunları görüyorsunuz… Peki; Türkiye dışında yaşayan Türkler, dinî ve millî değerlere yeterince sahip çıkabiliyorlar mı peki sizce? Ve genel olarak bulunduğunuz ülkede, sizin düşüncelerinize yakın mı düşünüyor sizce Türkler? Sizin gördüklerinizi görebiliyorlar mı acaba onlar da?

Caner ÇETİN: Hayır, maalesef bunu tam anlamıyla söylemek mümkün değil. Dini ve kültürel bazda, dernek, camii vasıtasıyla (vb.) insanlarımız birbirlerine kenetlenip değerlerine sahip çıkmaya çalışsa da, ne yazık ki yeni nesil “bu durumdadır” demek, yanlış olacaktır. Bundan ziyade, insanlarımızın maalesef birçok şeyi araştırmamalarından kaynaklanan bir bilgisizlik ve bundan ileri gelen bir 'üstünkörü inanma' olayı söz konusu… Netice olarak, benim gördüklerimi büyük bir kısım görüyor demek, doğru olmayacaktır. Bazı yerlerde bir uyanış söz konusu olsa da.

Türk Milleti'nin geleceğine dair en çok gerçekleşmesini arzuladığınız hedef veya hedefleriniz nelerdir?

Caner ÇETİN: Dileğim odur ki; milletim öyle bir hale gelsin ki; dönüp yüreğine baktığında yüreğinde o yüce insan Peygamber için “O bir başkaydı…” diyebilsin. Hayallerini Kür Şad ve onun yol arkadaşları ile, Tanrı Dağları, Yenisey’ler süslesin.
Bu gerçekleşmesini istediğim düşler uğrunda çaba sarf ediyor ve Yüce Yaratıcı'nın izniyle nihai hedefe (yani erdemlerin bütün yurt üstünde saçılması) hep birlikte varacağımıza inanıyorum.

Bu suallerden çok öte ve ziyade, mümkünse bize biraz da günlük hayatınızdan bahseder misiniz?

Caner ÇETİN: Tabi ki. Genelde derslerimle, yazılarımla ilgilenirim. Yanı sıra kitap okur ve yeni bilgi edinmeye çalışırım. Yapmam gerekenleri genelde aklımda tutmaya çalışır, not ederim. Arz ettikleri öneme göre veya halledilmesi çok sürmeyen hususları en başta halletmeye çalışırım. Günüm genelde böyle geçer.
Doğayı, özellikle ağaçları ve yaprakları çok severim. Ormana yakınız, bu yüzden çok sık olmasa da dışarı çıkar, doğayı gezerim. Bütün bunların haricinde, son zamanlarda çok olmasada, şiirle de ilgileniyorum.


Bize vakit ayırıp, suallerimize samimi cevaplar verdiğiniz için teşekkür ederiz. Son olarak okurlarımıza söylemek istedikleriniz varsa onları da alıp, söyleşimizi burada noktalayalım.

Caner ÇETİN: Teşekkür ederim. Son sözüm ve aynı zamanda dileğim, okurlarımızın okuyup edindikleri bilgileri, yazıları, paylaşıp çevrelerine duyurup bu aydınlatma seferberliğine katkı sağlamaktır. Yüce Allah'ın desteği ve selameti üzerinize olsun.

Duanıza Âmin’lerimiz olsun. Bir başka söyleşi de nasipse tekrar buluşmak dileklerimizle, Allah’a emanet olun.