Sencer Yabgu ile Söyleşi

Okuyucuların sizi daha iyi tanıyabilmesi için, evvela kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Sencer YABGU: Öncelikle okuyuculara, muharrirlerimizi tanıtma fırsatı sağladığınız için teşekkür ederim. Cenab-ı Hakk'ın rahmeti, bereketi ve selamı üzerinize olsun. 20 Nisan 1994 yılında Balıkesir'in, Kazdağları'nın eteklerinde yer alan Diyar-ı Zeytin ilçesi olan Edremit'te dünyaya gelmişim.
Evin tek çocuğuyum. İlkokulu Edremit'te, Ortaokulun ise yarısını Edremit'te, diğer yarısını ise babamın iş nedenleri ile İzmir'de tamamladım. Lise tahsilimi İzmir'in merkezinde yer alan Çınarlı Endüstri Meslek Lisesinde tamamladım. Şu an Ege Üniversitesi'nde Endüstriyel Kalıpçılık Bölümü 1. Sınıf öğrencisiyim.

Akranlarınız park, bahçe gırgır peşinde koşarken; sizi www.meselemiz.com adlı sitede yazı yazmaya sevk eden sebep çok önemli olsa gerek? Bize bu hususta biraz malumat verir misiniz?


Sencer YABGU: Tabii benim açımdan önem arzeden hususlar var. Evvela diyebilirim ki, yapı itibariyle sorumluluk almamak, memleket ve gençlik meseleleri üzerine düşünmemek, tarihinden ve dininden bîhaber olmak bana zûl geldiği için burada bir iddia ortaya atıyorum. Zira iddiası olmayan adam Ülkücü olamaz... İddiadan kastım bir hedeftir. Çevremde yaşıtlarım, bana gereksiz gelen bir çok olgu ile uğraş veriyor. Okumak, anlamak ve okuyup anladığını yazıya dökebilmek benim için çok şey ifade ediyor. Aç bir insan için ekmek ne ifade ediyorsa, susuz bir insan için su ne ifade ediyorsa, Ülkücülük de benim için aynı şeyleri ifade eder; benim burada olma sebebim de yetersiz kaldığım nokta-î nazarda kendimi geliştirmek ve bu eksende tabir-i caiz ise bir hayat gayesi çizebilmektir.


 “Ülküsüz insan, çamurdan farksızdır.” diyen merhum Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ’in kelamını hatırlattınız bize…
Türk Milleti’nin bir ferdi olarak; Türk Milleti’nin geleceğine dair gerçekleşmesini en çok arzuladığınız ülküleriniz nelerdir? 

Sencer YABGU: Her şeyden önce 21. Yüzyılda bir çürüme var. Dünya üzerinde genel olarak vuku bulan toplumsal bir çürüme. Maalesef milletimiz de bu noktada etki alanına girmiş durumda. Ülküsü olmayan milletler, diğer milletlerin esiri olurlar. Bu milletin bir ülküsü var lâkin hem maddi kültürü tahrif ediliyor, hem manevi kültürü hafızasından siliniyor.
Milletimiz, gerek siyasi gerekse ekonomik yönden bir çıkmaza itiliyor.Toplum Mühendisleri, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Türklere, Türkiye Cumhuriyeti dışında şu an yaşamını sürdüren yaklaşık 220 Milyon Türk'ü unutturmak için içi boşaltılmış, zevk ve cazbandan ibaret bir yaşam imkânı sağlamakla meşguller. Ülkücü Türk Gençliği idrâkini sağlam tutmalı, milletimizin aydınlık geleceğinin teminâtı olduğunu geçmişte olduğu gibi yine ispatlamalıdır. Tarih, Türk Milletini iyi tanır, Türk Milliyetçileri bu durumun farkındadır.
Tüm bu söylediklerimin ışığında diyebilirim ki; güçlü bir Türk Birliği, bir Turan Devleti asla hayâlden ibaret değildir!


Evet, "Büyük Turan" inşaAllah birlik ruhu yakalandığı gün şüphesiz gerçekleşecektir. Peki; genellikle ne tür kitaplar okursunuz ve okuduğunuz bu kitaplarda muharrir ayrımı yapar mısınız? Sizi fikrî manada beslediğine inandığınız muharrirler var mıdır?

Sencer YABGU: Herhâlde okumadığım türde bir kitap yok. Tarihten tutun da felsefeye kadar her türden en az 2 eser okumuşumdur. Fakat şöyle bir alışkanlığım var; beğendiğim kitapların mühim bölümlerini işaretleyip not alırım ve kitabın genel bir özetini de çıkartmayı ihmal etmem. Eğer bir kitabı okuyup bırakmışsam kitabın bir önemi yoktur benim için. Muharrir ayrımını genelde romanlarda yaparım, çünkü romanlar şahsen duygu yoğunluğunuzu genişleten ve besleyen yapıtlardır. Söylemek gerekiyor ki; roman yazmayı bilmeyen bir çok romancı var. Fikrî olarak etkilendiğim isimler de her Türk Milliyetçisi'nin hali hazırda bildiği fikir adamlarımız. Seyyid Ahmed ARVASİ, Hüseyin Nihâl ATSIZ, Erol GÜNGÖR, Galip ERDEM, Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU, Dilaver CEBECİ, Niyazi Yıldırım GENOSMANOĞLU, Dündar TAŞER, Ziya GÖKALP ve daha niceleri... şu an aklıma gelmeyen daha nice kalem ustası var elbette. Onların manevi huzuruna sığınarak bir kez daha Allah(C.C.)'tan rahmet diliyorum hepsine.


Toplum mühendislerine değinmiştiniz, dolayısıyla bugün itibariyle Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan memnun olmadığınız anlaşılıyor. Devamlı gündem değişiyor, her gün başka bir şey milletin önüne sürülüyor, ve milletin sindirmesi bekleniyor... Bunun da gazete, dergi ve televizyon vs. aracılığıyla yapıldığı bir gerçek. Türk Milleti’ne bu hususlarda vermek istediğiniz mesaj var mı?

Sencer YABGU: Bu noktada ben olayı tamamen eğitimle alakalı buluyorum. Bakın deniliyor ki, "Türkiye'nin en büyük sorunu terördür." Hayır değildir. Terör, Türkiye'nin en büyük sıkıntısıdır. Bana göre sıkıntı ve sorun mefhumları çok farklı anlamlar ifade ediyor. Bu milletin en büyük sorunu eğitim. Şuurlu ve Milli anlayış içinde verilecek bir eğitim ile prensibi ve algı seviyesi yüksek fertler yetişecektir. Eğer böyle olursa da, bu memleket üzerine yapılan tüm oyunlar ters tepecektir. Bizim toplum olarak en kötü alışkanlığımız, aldığımız eğitim itibariyle; gazete, dergi ve televizyonda görüp, duyduğumuz her şeyi doğru kabul ediyor olmamızdır. Düşünüp, sorgulama çabası içine bile girmiyoruz. Girenleri de fitneci ya da provakatör olarak görüyoruz.

Evet haklısınız. Fakat, bahsettiğiniz bu eğitim sadece devlet okullarında çözüme ulaştırılabilir mi?

Sencer YABGU: Bu eğitim sürecinde, devlet okullarında verilen eğitim-öğretim sadece bir adımdır. Temeli ailede başlamalı bu işin. Bana Ülkü Ocakları'ndan başka gençlere eğitim-öğretim, ilim-irfan, edep-adap aşılamaya çalışan başka bir vakıf veyahut teşkilatlanma (sivil toplum kuruluşu) gösterebilir misiniz?

Evet, 1968’den beri hiç şüphesiz Türkiye başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde Ülkü Ocakları’nın ve onun bağrından çıkan Ülkücü Gençlerin faaliyetlerinin maziye ve  geleceğe dair güzel yansımalarına şahid oluyoruz. Peki, madem konu açıldı; bugün Ülkücü Hareket’in en evvel aşması gereken sorun sizce nedir ve bu sorun sizin şahsî fikrinize göre nasıl aşılmalıdır? 

Sencer YABGU: Başbuğumuz Alparslan Türkeş, bizlere "Bizans'tan geçme bir hastalığın" olduğunu söyler. Baktığımız zaman görmek mümkündür ki, Ülkücü Hareket'in "konjektüre uyum" çerçevesi içerisinde bir "vefa" sorunu oluşmuştur. İlkelerinin üzerine bir örtü kapatmıştır, o örtüyü kaldırmalıdır. İç dinamiklerini, dış prensiplerine aşılamalıdır.

“İç dinamiklerini, dış prensiplerine aşılamalıdır.” sözünüzü biraz daha açıklamanız mümkün müdür? Okurların bir kısmı bizim gibi bu cümleye takılı kalabilirler…

Sencer YABGU: Burada kastım şu hususa; iç dinamiklerimizden yani ideolojimizin kabullerinden hiç bir şekilde şüphemiz yoktur. Ve asla olmayacaktır! Başbuğumuzun da dediği gibi "En kut'lu dava bizim davamızdır..."
Fakat gözlemlediğim kadarıyla Ülkücülüğü, henüz Ülkücü olmayan bireylere aktarma noktasında teşkilatlarımız sıkıntı çekiyorlar. Dış prensipten kastım düşüncelerimizin, Ülkücülerin dışındaki bireylere aktarılmasıdır.

Bu açıklamanız gayet iyi oldu, teşekkürler. Muharrirlerin bir çok olumlu ve olumsuz eleştiriye muhatap olduklarını biliyoruz. www.meselemiz.com’da yazı yazdığınız ilk günden bugüne kadar aldığınız olumlu tepkiler mutlaka olmuştur, peki ya olumsuz tepkiler oldu mu? Şayet olumsuz tepki aldıysanız, bunlara karşı tavrınız nasıl olmuştur ve bundan sonra da nasıl olacaktır?

Sencer YABGU: Olumlu tepkilere minnettarız elbette. Olumsuz tepkiler 2 sebeple gerçekleşti. İlk tepki yazdıklarımızı idrak edemeyip de, anlamlandıramayan arkadaşlardan geldi; onların da bizi zaman içinde tanıyıp, kelâmlarımızı kavradıklarını düşünüyorum. İkinci tepki ise kasten ve yıpratmak amaçla yapılmıştır. Sebebinin ne olduğunu tam manâda bilmemekle birlikte, bu kişilerin tekerlerine çomak soktuğumuzu anlamak mümkün.
Biz sahtekârlık mı yapmışız? Yazılarımızı "kopyala-yapıştır" mı yapmışız? Gıybete mi düşmüşüz? Yahut yanar döner adam sıfatına mı girmişiz ki; bu kişiliksiz kişilere pabuç bırakacağız?.. Alnımız açık, başımız dik. Şahsi hayatımızda bizi tanımak isteyenlerden de kaçmıyoruz. Ne olup, ne olmadığımız ayan beyan ortadadır. Teşkilat mahremiyetini sakız gibi çiğneyerek ortalığa saçanları kaile almadık ve almayacağız...

Yazılarınızda “Sencer YABGU” müstear ismini kullandığınızı biliyoruz. Bunu maziye baktığımızda bir çok muharrir ve fikir adamı yapmıştı. Sizin bu ismi seçmenizde özel bir sebep var mıdır?

Sencer YABGU: Bu müstear isim bilerek ve isteyerek alınmış bir isimdir. Maziden menşei olan bir harekettir yani. Özellikle Dilaver CEBECİ'yi düşündüm bu ismi alırken. Kendisinin, her yönüyle bende oluşturduğu fikir sancısı çok farklıdır.

Bu suallerden farklı olarak, bize biraz günlük hayatınızdan bahseder misiniz?

Sencer YABGU: Günlük yaşantımda benimle oturup hasbihâl etmeyen insanlar mizacımı sert bulurlar. Fakat ben latifeyi seven, biraz da muzip bir kişiliğe sahibim. Ailem tarafından Beşiktaş taraftarı olarak büyütülsem de; bana göre tek büyük takım Karşıyaka… Karşıyaka'nın Arena'da oynadığı Voleybol ve Basketbol maçlarına zaruri bir durum olmadığı takdirde giderim. Onun dışında, gezmeyi severim. İzmir'de bulunan tarihi mekânların hemen hemen hepsine gittim. Sık sık farklı kültür derneklerini ve yardım vakıflarını ziyaret ederim.

Belki şimdi bu sualimizi tebessümle karşılayacaksınız ama biz yine de soralım.
Ebediyete intikal etmiş tarihi bir şahsiyetle görüşme imkânı ede etmiş olsaydınız, bu kim olurdu ve ona neler söylerdiniz?

Sencer YABGU: Bu beklemediğim bir soruydu. Hem dudağımda, hem de ruhumda bir tebessüm oluştu. O tarihi şahsiyet öncelik itibariyle Enver Paşa olurdu. Ve kendisine "Emrinizdeyim Paşam!" derdim. Nedeni ise, bana göre Enver Paşa; su gibi akan kanların, sayısız harcanan canların, sonu olmayan yiğitliklerin destanıdır. Enver Paşa; Kızıl Elma'nın izinde uluğ bir yolcu, yiğit bir ihtilalcidir...
Ufak bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim; "su gibi akan kanlardan, sayısız harcanan canlardan" kastım, o dönemin şartları hasebiyle yarım milyon Türk'ün bu vatan ve bayrak uğruna kanlarını sebil misali akıtmasıdır. Bu tabirimizi Enver Paşa'ya karşı saldırıya geçmiş olanlar ve tarihin hakikatlerini saptırmaya yönelik hamle yapanlar iyi anlamalı, ikazımızı da dikkate almalıdırlar!

Plânsız bir hâlde yapmış olduğumuz, tamamen doğaçlama olan bu söyleşiye iştirak edip, suallerimize dolu dolu cevaplar verdiniz. Son olarak okurlarınıza vermek istediğiniz bir mesajınız var mıdır?

Sencer YABGU: Öncelikle bu söyleşi vesilesiyle her bir muharririmizi okuyucularımızla buluşturduğunuz için sizlere minnettarım. Yaptığımız "birlik ruhu" çağrısına kayıtsız kalmayarak bizi takibe alan okuyucularımıza da ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Hakk Tealâ hepsinin yar ve yardımcısı olsun. Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin.

Duanıza “Âmin” diyoruz. Bizi kırmayarak bize vakit ayırdığınız ve suallerimize samimi cevaplar verdiğiniz için asıl biz teşekkür ederiz. Allah’a emanet olun.